Dışarısı.
Robert Capa bir fotoğrafı yeterince iyi çekmek için konuya olabildiğince yakın olunması gerektiğini söylediğinde, Vilém Flusser henüz fotoğraf makinesine aygıt dememişti. Öldüğünde aldığı “fotoğrafın şairi” unvanı Robert Capa’nın savaş fotomuhabirliğini seçip fotoğrafik görüşünü seyyarlaştırararak fotoğraflarına yüklediği poetik anlama tamamen uyuyordu. Şiirsellik bireyselliği, bireysellik ise yalnızlığı getiriyordu.
Aristoteles’e göre, önce bir alet bilinmeli ve kullanılarak felsefe inşa edilmelidir. Fotoğraf makinesini –aygıtı- kullanmayı bilmeden bir fotoğraf felsefesi üretmek mantıklı değildir. Çünkü göz fotoğraf makinesinden ayrı çalışsa da, fotoğraf makinasına uyumlu bir göz kadraja mantık aşılar; böylece ikisine de uyumlu bir akıl fotoğrafın üstüne felsefe kurabilir.
Ben ise, okulun avlusunda Aristoteles’i dinleyen bir peripatetik gibi seyyar vaziyette çekilen, konusuna Robert Capa gibi olabildiğince yakın ve aygıt sayesinde konusundan olabildiğince uzaklaşmış bir fotoğraf felsefesini somutlaştırabildiğim kadar somutlaştırmaya çalışıyorum.
Portre
—
Bir portre fotoğrafı, fotoğraflanan varlığın bir parçasıyla, başka bir parçası arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkilerin hareketini (ya da duraylılığını) tanımlamaya çalışır. Bu tanımlama varlığın özünden çok, farklılıkları ile yapılır. Çünkü farklılığı algılamak daha kolaydır. Bu sistemi bir düş gibi düşünebiliriz. Bir düşü, gerçek dışı duruşuyla değerlendiririz. Bu algılamanın sebebi de insan yapısının kontrol etme isteğidir. Bir portre fotoğrafında varlığı, fotoğraflamak adına kontrol etmek hayli güç bir iştir. Ancak fotoğrafçılığını hayatı ile şekillendiren bir fotoğrafçı, bu ilişkileri insani olarak kendisi kuracak ve bu fotoğraflarına yansıyacaktır.
Bütün fotoğraflar kendilerini göstermek için maske takmak zorundadırlar. Ancak kesinlikle saf olduğu sürece, maske anlam demektir. Bu yüzden ki, Barthes’a göre büyük portre fotoğrafçıları büyük mitoloji uzamanlarıdır. Fotoğraflarında insanları ya da objeleri çekmelerine rağmen, bir mit oluşturmuş fotoğrafçılardır.
Ancak maske fotoğrafın zor bölümlerinden biridir. Toplum saf anlama güvenmez. Anlamı çok çarpıcı olan bir fotoğraf, hemen estetik gücü ile tüketilmek istenir.
Mitolojisi olan bir fotoğraf, bizim düşünmemizi sağlar. Mitoloji bize fotoğrafın gösterdiğinden daha farklı bir anlam gösterir. Yani fotoğraf korkuttuğu ve gözlerimizi kaçırmak istediğimiz zaman değil, bir şeyler düşündürmeye başladığı zaman etkilemeye başlar.
Edim
__
Siyah beyaz görüntünün yaşadığımız dünyada yeri yoktur. Siyah ışığın yokluğu, beyaz ise tam olarak varlığıdır. Siyah beyaz durumlar kuramsal olduklarından yaşanılan dünyaya ait değillerdir. Gridirler; gri ise kuramın rengidir.
__
Fotoğraf makinası, sahibinin sürekli fotoğraf çekmesini ve görüntüler üretmesini ister. Bu fotoğraf hastalığı, kişi fotoğraf makinasından mahrum edildiğinde kendisini kör hissedeceği noktaya ulaştırır. Bu körlük fotoğraf çekenin işaret parmağını deklanşörünün bir uzantısı haline getirir. Ancak fotoğrafçı bu refleksi yönetebilme yetisi kazandıysa, bu refleks ona düşüncesini görselleştirme imkanı sunar. Düşüncesini görsel bir dille anlatan fotoğraf çeken –fotoğraf makinası yani aygıtı bir sunucu olarak kullanan kişi- fotoğrafladığı düşünceyi az çok aklından çıkarıp, kendi belleğinde boşluk açar. Bu fotoğraf çeken kişiye düşüncesini geliştirme özgürlüğü tanır.
__
Bir fotoğrafta edim, fotoğraf çekenin fotoğrafıyla anlatması gerekendir. Spontane olabilir ya da olmayabilir ancak planlı olmalıdır.
İlk fotoğrafı gören ilk insan bunun bir resim olduğunu düşünmüş olmalı. Fotoğraf her zaman resim sanatının etkisi yüzünden işkence görmüştür; hala da görmektedir.
Bununla birlikte -bana öyle geliyor ki- fotoğraf, sanata resimle değil tiyatro ile dokunur. Camera obscura aynı anda, üçü de sahne sanatı olan perspektif resim, fotoğraf ve diyorama üretiyordu. Ancak fotoğraf bana tiyatroya daha yakınmış gibi geliyorsa bunun nedeni tekil bir aracıdır; ölüm.
Tiyatro ile ölüm arasındaki ilk ilişkiyi kuran ilk oyuncular, ölü rolü yaparak kendilerini topluluktan ayırıyorlardı. Fotoğraf ile ölüm arasında da aynı ilişkiyi görebiliriz; onu ne kadar canlıymış gibi yapmaya çalışırsak çalışalım, fotoğraf aslında bir tür ilkel tiyatrodur. Altında ölüleri gördüğümüz hareketsiz yüzün bir temsilidir.